Ürün Bulunamadı.
Tarihsel Uğrak Noktalarıyla Felsefeden Bilime...

Tarihsel Uğrak Noktalarıyla Felsefeden Bilime...

Yazar(lar): Mehmet Fatih Doğrucan
Yayınevi / Marka: Kesit Yayınları
Ciltsiz
%14 Indirim
23,00
(KDV DAHİL) 19,75TRL
/ Adet

Y. Tarihi: 2018
Baskı Sayısı 1
Sayfa: 152
Boyut: 13,5x21
Kodu : 9786059408691
Alışveriş Listesine Ekle Taksit Seçenekleri Stoğa Girince Haber Ver

Teslimat süresi: Stoktan teslim

<p>Bilim görüldüğü üzere bütün tarihsel süreçlerin sonunda insani olmak sonucuyla baş başa kalmıştı. Bahsettiğimiz bilim, doğa ve Tanrı parantezinden taşarak doğrudan insan veya onların örgütlü bir ifadesi olan toplum fenomenine dayanmış ve süreç olarak ister Tanrı’nın yarattığı insan diyelim, isterse de doğaya içkin insan diyelim, bu iki kavramın da belirleyenine dönüşerek, Modernite eksenindeki felsefelerin temeline oturmuştur. Aslında sonsuzluk veya sınırsızlık atfedilen Tanrı ve Evren kavramlarının bir bakıma, her daim keşfe açık bir gizemi kendi içinde mevcuttu. Ancak son tahlilde insan merkezli olarak inşa edilen felsefe biçimi ve onun yarattığı bilim, keşif yapsa dahi bu bir gizemin deşifresinden daha çok öngörülenin hesaplanması veya gerçekleşmesi halini almaya başlamıştır. Aslında bu manada tarihin sonu iddiasında bulunan Fukuyama, bunu Hegel diyalektiğine karşı çıkış olarak hedeflemiş olsa da, içindeki haklılık paydası, insanın gizem yüklenen her şeyi keşfetmiş olması veya keşfedilmemiş olanı dahi, öngörüsel olarak hesaplayabilmesi olarak düşünülebilir. Tarih, kestirimsel olduğu zaman acaba ilerlemeci midir? Medeniyet ilerleyen bir tarih bilinci ile mümkünse, ilerlemeyen tarih sonucunda medeniyetin durumu nedir? Asıl soru budur. Bugün ilerleme ve gelişme idesinin yarattığı bilim, metodik olarak ilerlemek yerine sabitlenmişse ilerleyen nedir?</p>

Bilim görüldüğü üzere bütün tarihsel süreçlerin sonunda insani olmak sonucuyla baş başa kalmıştı. Bahsettiğimiz bilim, doğa ve Tanrı parantezinden taşarak doğrudan insan veya onların örgütlü bir ifadesi olan toplum fenomenine dayanmış ve süreç olarak ister Tanrı’nın yarattığı insan diyelim, isterse de doğaya içkin insan diyelim, bu iki kavramın da belirleyenine dönüşerek, Modernite eksenindeki felsefelerin temeline oturmuştur. Aslında sonsuzluk veya sınırsızlık atfedilen Tanrı ve Evren kavramlarının bir bakıma, her daim keşfe açık bir gizemi kendi içinde mevcuttu. Ancak son tahlilde insan merkezli olarak inşa edilen felsefe biçimi ve onun yarattığı bilim, keşif yapsa dahi bu bir gizemin deşifresinden daha çok öngörülenin hesaplanması veya gerçekleşmesi halini almaya başlamıştır. Aslında bu manada tarihin sonu iddiasında bulunan Fukuyama, bunu Hegel diyalektiğine karşı çıkış olarak hedeflemiş olsa da, içindeki haklılık paydası, insanın gizem yüklenen her şeyi keşfetmiş olması veya keşfedilmemiş olanı dahi, öngörüsel olarak hesaplayabilmesi olarak düşünülebilir. Tarih, kestirimsel olduğu zaman acaba ilerlemeci midir? Medeniyet ilerleyen bir tarih bilinci ile mümkünse, ilerlemeyen tarih sonucunda medeniyetin durumu nedir? Asıl soru budur. Bugün ilerleme ve gelişme idesinin yarattığı bilim, metodik olarak ilerlemek yerine sabitlenmişse ilerleyen nedir?

Ürün Hakkında Soru Sor